Gazeteciliğin mesleki anlamda ciddi bir deformasyona uğradığı bir dönemden geçiyoruz.
Haber ile yorumun, bilgi ile söylentinin, gazetecilik ile sosyal medya paylaşımcılığının birbirine karıştığı; kendi çapında haber yaptığını düşünen bazı kesimlerin yarattığı kafa karışıklığının giderek büyüdüğü günlerdeyiz.
20 yılı aşkın süredir yaptığım bu mesleği, her koşulda etik, ahlaki ve mesleki sorumluluk ilkeleri çerçevesinde sürdürmeye çalıştım.
Ancak bugün dönüp baktığımda görüyorum ki, “İlk haber bende olsun”, “Ben herkesten önce vereyim” anlayışıyla ortaya atılan, doğruluğu yeterince sorgulanmamış haberler mesleğimize duyulan güveni her geçen gün biraz daha aşındırıyor.
Gazetecilik hız yarışından ibaret değildir.
Gazetecilik, önce doğru olmak zorundadır.
Bir haberi beş dakika önce vermek uğruna yanlış bilgi yayıyorsanız, bunun adı gazetecilik başarısı değildir. Aksine, mesleğe verilen zarardır.
Bu mesleğe gerçekten emek veren, gecesini gündüzüne katan, haber peşinde koşan, kamu yararını gözeten herkesi tenzih ederek söylüyorum; gazeteciliğin bu kadar kolay bir şekilde ayaklar altına alınmasına sessiz kalamayız.
Bugün insanlara şu soruyu sorduruyoruz:
Kime güveneceğiz?
İşin bir tarafında gazeteci olmadığı halde gazetecilik yaptığını düşünenler var.
Bir diğer tarafında ise gerçekten gazeteci olup meslek etiğini hiçe sayanlar…
Asıl tehlikeli nokta da burada başlıyor.
Çünkü gazeteciliğin güvenilirliği yerle yeksan olurken, biz gazeteciler kamuoyundan hangi hakla bize güvenmesini isteyeceğiz?
“OFF THE RECORD” NE DEMEKTİR?
Gazetecilikte en temel güven ilişkilerinden biri kaynak ile gazeteci arasındaki ilişkidir.
Bir kişi size konuşurken açıkça “off the record” diyorsa, bunun anlamı çok nettir: Söyledikleri yayımlanmayacaktır.
Ama bugün ne yapıyoruz?
İnsanların güvenerek verdiği bilgileri yazıyoruz.
Yazmasak bile başka ortamlarda anlatıyoruz.
Peki o zaman “off the record” kavramının ne anlamı kalıyor?
Karşınızdaki insan size güvenmiş.
Sizin gazetecilik kimliğinize güvenmiş.
Belki kamuoyuyla paylaşamayacağı ancak konuyu anlamanız açısından bilmeniz gereken bir bilgiyi size aktarmış.
Siz hangi mesleki anlayışla bu güveni ortadan kaldırabilirsiniz?
Bir gazetecinin en önemli sermayesi kaynaklarıyla kurduğu güvendir.
O güven bir kez kaybolursa, geri getirmek kolay değildir.
GİZLİ KAYIT GAZETECİLİK DEĞİLDİR
Bir diğer önemli konu ise ses ve görüntü kayıtlarıdır.
Meslek sahibi olan herkes bilir ki insanların bilgisi dışında ses veya görüntü kaydı almak sıradan bir gazetecilik yöntemi değildir.
Hukuken de etik olarak da ciddi sınırları vardır.
“Ben gazeteciyim, istediğimi kaydederim” diye bir dünya yoktur.
Gazetecilik size sınırsız yetki vermez.
Tam tersine, daha fazla sorumluluk yükler.
Kamu yararı, hukuki sınırlar ve meslek etiği gözetilmeden yapılan her uygulama, gazeteciliğin güvenilirliğine bir darbe daha vurur.
HABER ÇALMAK, HABER YARATMAK…
Bir başka hastalığımız da haber çarpıtmak.
Hatta bazen ortada olmayan bir haberi varmış gibi yaratmak.
Bu gazetecilik midir?
İnternet haberciliğinin yaygınlaşmasıyla birlikte maalesef “havada bulut yokken yağmur yağdıran” bir habercilik anlayışı da ortaya çıktı.
Bir söylenti alınır.
Üzerine birkaç cümle eklenir.
Başlığı büyütülür.
Sosyal medyada dikkat çeksin diye daha da abartılır.
Sonra ortaya “haber” diye bir şey konur.
Peki doğruluk?
Peki kaynak?
Peki teyit?
Peki karşı tarafın görüşü?
Peki kamu yararı?
Bunların hiçbiri yoksa yaptığınız şey gazetecilik değildir.
Sadece içerik üretmiş olursunuz.
ÖNCE MESLEK ETİĞİ
Gazetecilik güven üzerine kurulu bir meslektir.
Okur size güvenecek.
Kaynak size güvenecek.
Kamuoyu size güvenecek.
Ama bu güven kendiliğinden oluşmaz.
Yıllar içerisinde kazanılır ve bazen tek bir sorumsuz davranışla kaybedilir.
Meslek ilkelerini hiçe sayan kim olursa olsun, kendisine “gazeteci” demesi onu güvenilir gazeteci yapmaz.
Önce meslek etiğine sahip çıkacağız.
Önce doğru haberi, teyit edilmiş bilgiyi, karşılıklı güveni ve sorumluluğu esas alacağız.
Sonra “güvenilir gazetecilikten” söz edeceğiz.
Çünkü bugün gazeteciliğin en büyük sorunu teknoloji değil.
Sosyal medya değil.
İnternet de değil.
Asıl sorun, gazeteciliğin temel ilkelerinden uzaklaşılmasıdır.
Meslek yerle yeksan olurken susmak da bu çöküşe ortak olmaktır.
Ben 20 yılı aşkın süredir yaptığım bu mesleğe hâlâ inanıyorum.
Ama gazeteciliğin yeniden hak ettiği itibarı kazanması için önce gazetecilerin kendi mesleğine saygı duyması gerektiğine de inanıyorum.
Çünkü biz kendimize ve mesleğimize saygı duymazsak, toplumdan bize güvenmesini nasıl bekleyebiliriz?





















