Meydan Kıbrıs
KıbrısManşet

Öztürk: ‘’Kıbrıs’ın Hellim Geleceği İçin Islah, Verimlilik ve Motivasyon Şart”

MEYDANKIBRIS

Kıbrıs’ın geleneksel lezzetlerinden biri olan ve dünya çapında tanınan Hellim, son yıllarda menşe ismi korumalı ürün (PDO) tescil süreciyle birlikte önemli bir dönemeçten geçiyor. Bu süreç, sadece üreticilerin değil, aynı zamanda sektörün tüm paydaşlarının daha verimli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir hale gelmesi için büyük fırsatlar sunuyor. Kıbrıs Türk Sanayi Odası Hellim Denetleme Kurulu Başkanı Kemal Öztürk, Hellim üretiminin gelişimi ve PDO tescili süreci hakkında önemli bilgiler verirken, Kıbrıs’taki hayvancılık sektörünün karşılaştığı zorluklara ve çözüm önerilerine dair de değerli görüşler paylaşıyor.

Öztürk, özellikle ıslah çalışmalarının önemine vurgu yaparak, sektördeki verimlilik artışının, doğru ırk seçimi ve seleksiyon ile sağlanabileceğini belirtiyor. Bunun yanı sıra, hayvancılık sektöründeki et ve süt üretimi arasındaki dengenin nasıl sağlanacağına dair de önemli önerilerde bulunuyor. Öztürk’e göre, Kıbrıs Türk hayvancılığının en büyük sıkıntılarından biri, süt üretimi kadar et üretiminin de sürdürülebilir ve verimli bir şekilde artırılması gerektiği. Bu noktada, Süt Kurumu’nun sadece süt üretimini değil, aynı zamanda et üretimini de kapsayan bir yapı olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Koyun-keçi sütü ve et üretimi arasındaki açığı, doğru stratejiler ve kurumların desteklemesiyle aşılabileceğini belirten Kemal Öztürk, sektördeki üreticilerin ve sanayicilerin motivasyon eksikliği ile karşılaştıklarını ifade ediyor. Ancak, Avrupa Birliği’ne yapılan Hellim ihracatının hem üreticilerin hem de sanayicilerin motivasyonunu artıracağına inanıyor. Bu süreçte atılacak adımların, sektörü daha verimli bir hale getireceği ve daha fazla süt ve et üretiminin sanayiye aktarılmasını sağlayacağı konusunda oldukça umutlu.

Kemal Öztürk ile birlikte, Kıbrıs Türk hayvancılığının geleceği, Hellim üretiminin sürdürülebilirliği ve sektördeki et ve süt üretiminin entegrasyonu gibi önemli başlıklarda derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdik.

Öztürk: ‘’Kıbrıs’ın Hellim Geleceği İçin Islah, Verimlilik ve Motivasyon Şart”

Hellimin Menşe İsmi Korumalı Ürün (PDO) olarak tescil edilmesi sürecinde, üreticilerin sofradan birincil üretime kadar geriye dönük izlenebilirliği sağlamaları gerekiyor. Bu izlenebilirliği temin etmek için üretim sürecinde hangi adımlar atılmalıdır?

PDO süreci üreticiden başlar. Üretici, usule uygun süt üretmek zorundadır. Bunun için önce Veteriner Dairesi’nin kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Hayvanların hijyen koşulları uygun mu, barınma alanları düzgün mü, yedikleri yem ve su sağlıklı mı, hayvan refahı sağlanıyor mu gibi faktörler incelenir. Ayrıca, hayvanların yediği kuru yemlerin %50’sinin yerel olarak üretilip üretilmediği de kontrol edilir. Hayvanların her biri tek tek Veteriner Dairesi‘nde kayıt altına alınmalıdır. Sütlerin kalitesi ise Süt Kurumu tarafından yapılan tahlillerle belirlenir. Bakteri sayısı ve somatik hücre sayısı gibi parametreler de incelendikten sonra sütün hangi fabrikaya gittiği, o fabrikada nasıl işlendiği takip edilmelidir. Son olarak, hellim üretimi sırasında numune alınarak, üretim tarihine bakılarak hangi süt kullanıldığı, hangi maya ile işlendiği, hangi kazanda üretildiği ve hangi ambalajın kullanıldığı gibi tüm detaylar izlenebilir olmalıdır. Bu süreçlerin her aşaması titizlikle takip edilerek izlenebilirlik sağlanır.

 

PDO süt üretim çiftliği statüsü kazanmak isteyen üreticilerin, Veteriner ve Hayvancılık Dairesi’ne dilekçe ile başvurmaları gerektiği belirtiliyor. Bu başvuru sürecinde üreticilerden hangi belgeler ve şartlar talep ediliyor? Bugüne kadar kaç başvuru var?

Evet, PDO tescil süreci oldukça kapsamlı ve titizlik gerektiren bir süreç. Son bildiğinize göre 24 üretici bu süreci başarıyla geçti, bu da önemli bir ilerleme demek. Koyun ve keçi üreticilerine özel bir önem verilmesi de tamamen doğru; çünkü bu üreticiler, özellikle hayvanların sağlığı, refahı ve yem kalitesi açısından daha hassas olmalı.

Hayvanların kulak numaraları ve hareketleri gerçekten çok önemli. Çünkü bu numaralar sayesinde her hayvanın takibi yapılabilir ve izlenebilirlik sağlanabilir. Ayrıca hayvan refahı da kritik bir faktör; hayvanların sağlıklı bir ortamda yetişmesi, süt kalitesini ve sonrasında üretilen hellimin kalitesini doğrudan etkiler. Yedikleri yem de aynı şekilde büyük öneme sahiptir; yerel yem kullanımı, sürdürülebilirlik ve kalite açısından büyük bir fark yaratır.

Sütün soğuk zincirde taşınması veya koyun-keçi sütü için soğutulması da çok kritik. Sütün uygun koşullarda muhafaza edilmesi, bakteriyel kontaminasyonu önler ve süt kalitesini güvence altına alır. Veteriner Dairesi’nin bu süreci kontrol etmesi ve usule uygunluk sağlanması, sürecin düzgün işlemesi açısından önemli bir adımdır.

 

PDO çiftliği olabilmek için hayvan sağlığı, yem, ırk, çiftlik ve süt hijyeni konularında belirli gereklilikler bulunuyor. Bu gereklilikler nelerdir ve üreticiler bu standartları nasıl karşılayabilir?

Üreticilerimizin bu konuda bilinçli olması gerçekten çok değerli. Uzun yıllar boyunca bu alanda deneyim kazandıkları için PDO sürecine çok iyi hazırlıklı oldukları kesin. Özellikle yerel ırkların kabul edilmesi konusu da önemli bir nokta; yapılan düzenlemelerle, ülkemizde doğmuş ve ülkenin yemini yemiş hayvanlar, yerel üretimin bir parçası olarak kabul edilerek PDO sütü üretiminde kullanılabilir.

Sütün kalitesini sağlamak için belirlediğiniz kriterler de çok önemli. Bakteri sayısının 100 binin altında olması, somatik hücre sayısının 400 binin altında olması, soğuk zincir koşullarının sağlanması gibi kriterler sütün hijyenik ve kaliteli olduğunu garanti eder. Aynı zamanda, sütün asitliliğinin gelişmemesi gerektiği de son derece kritik; çünkü bu, sütün tazeliği ve işlenebilirliği açısından belirleyici bir faktör.

Sütün bir an önce soğutulması ise en önemli adımlardan biridir. Bu, sütün kalitesini korur ve üretim sürecindeki her aşamanın sağlıklı bir şekilde tamamlanmasını sağlar. Bu kadar detaylı ve titiz bir yaklaşım, PDO sürecinin başarısı için temel unsurları oluşturuyor.

 

KKTC’de hellim üretimi, Güney Kıbrıs ile rekabet edebilecek düzeye ulaşmış mıdır? Üretim kapasitesi ve kalite açısından mevcut durum nedir?

Gerçekten de çok önemli bir nokta ortaya koyuyorsunuz. Avrupa Birliği engelleri hâlâ karşımızda olsa da, dünya genelinde hellim ihraç etme başarımız, yerel üreticilerimizin kalitesini ve yetkinliğini gösteriyor. 11.000 ton hellim ihracatı gerçekten de büyük bir başarı ve bu, ürettiğimiz sütün %50’den fazlasının hellime dönüştüğü anlamına geliyor ki bu da oldukça etkileyici bir oran.

Fason üretim konusunu da doğru bir şekilde belirtiyorsunuz. Rumlara fason hellim yapmanız, üretim teknikleri ve kullanılan makinelerin benzerliği, aslında bizim üretim kapasitemizin yüksekliği ve kalitesi hakkında da önemli bir gösterge. Hatta hijyen konusunda da daha yüksek standartlara sahip olmanız, sizin bu alandaki rekabet gücünüzü artırıyor. Ayrıca, çiğ süt fiyatlarının daha uygun olması, üreticilere büyük avantaj sağlıyor ve bu da dış pazarlarda rekabet şansınızı artırıyor.

Güney Kıbrıs ile rekabet etme şansı gerçekten büyük bir fırsat. Avrupa Birliği’ndeki en yüksek süt fiyatlarının Güney Kıbrıs’ta olması, sizin daha uygun fiyatlarla kaliteli süt temin etmeniz anlamına gelir. Bu durum, özellikle fiyat-performans açısından önemli bir avantaj sağlıyor ve sizin ürünlerinizi tercih edilebilir kılıyor.

 

Hellimin Avrupa Birliği’nde PDO olarak tescil edilmesiyle birlikte, KKTC’li üreticilerin AB pazarına erişim sürecinde karşılaşılan zorluklar nelerdir?

Evet, zorluklar her zaman olacaktır, özellikle de bu kadar önemli ve hassas bir süreçte. Hellimin ihracatının tam anlamıyla gerçekleşmemesi, hâlâ bazı engellerin olduğunu gösteriyor. Yeşil Hat üzerinden ihracat yapılması gibi bir çözüm, önemli bir adım olabilir, ancak Güney Kıbrıs’ın ticari engelleri ve bürokratik zorlukları konusunda hala belirsizlikler ve kuşkular mevcut. Bu durum, her Kıbrıslı Türk’ün aklında bir soru işareti bırakıyor ve doğru bir şekilde yönetilmesi gerekiyor.

Ancak, dediğiniz gibi, ticaretin dilinin, dininin olmadığı bir gerçek. Ticaretin amacı, bir ürünün pazarlanması, kâr sağlanması ve sürdürülebilirliğin oluşturulmasıdır. Burada önemli olan, işbirliği ve ortaklık anlayışıdır. Hem Türkler hem de Rumlar için ortak bir kültür olan hellimin, doğru stratejilerle pazarlanması, her iki tarafın da ekonomik fayda sağlamasını mümkün kılacaktır. Ortak şirketler kurarak, yeni yöntemler ve işbirlikleriyle bu zorlukların üstesinden gelinebilir.

Dünya gerçekten çok büyük ve Kıbrıs küçük. Akıllıca ve yapıcı bir yaklaşım benimsenirse, Kıbrıs’taki her iki toplum da bu büyük pazarda önemli paylar alabilir. Hellim, sadece bir gıda ürünü değil, aynı zamanda kültürel bir bağdır ve doğru yönetildiğinde bu bağ, ticaretin ötesinde büyük fırsatlar sunabilir. Her iki tarafın da bu fırsatları görmesi, küresel pazarda önemli bir konum elde etmeleri için anahtar olacaktır.

 

KKTC’deki küçükbaş hayvan varlığının güncel durumu nedir? Son yıllarda hayvan sayısında bir artış veya azalma söz konusu mu?

Evet, zaman zaman artış ve azalışların olması doğal bir durum, ancak genel itibariyle koyun-keçi varlığının 350 bin civarında olduğunu belirtiyorsunuz ve bu da oldukça önemli bir veri. Koyunların sayısının keçilere göre daha fazla olması, üretim sürecinde de koyun sütüne olan talebin genellikle daha fazla olduğu anlamına gelebilir. Sakız, İvesi ve Yağlı Kuyruklu Kıbrıs koyunları gibi yerel ırklar, bu varlığın temelini oluşturuyor. Keçilerde ise Damasus cinsi ağırlıklı olarak bulunuyor, ancak son yıllarda Asaf cinsi koyunlar ve bazı keçiler de ülkemize getirilmiş, bunların gelmesinde herhangi bir sakınca olmadığını belirtiyorsunuz. Burada önemli olan nokta, bu yeni hayvanların yerel yemlerle beslenmesi ve yerel üretime uyum sağlamasıdır.

Islah konusu, gerçekten de çok önemli. Mevcut koyun ve keçi ırkları doğru şekilde ıslah edilirse, verimlilik artışı sağlanabilir ve süt üretim kapasitesi %25 – 30 oranında artırılabilir. Islah çalışmalarıyla hayvan başına daha fazla süt elde etmek, bu sütü daha verimli bir şekilde sanayiye aktarmak için çok büyük bir adım olur. Ancak sanayiye aktarma konusunda yaşanan zorluklar, gerçekten önemli bir sorun ve bu noktada iyileştirmeler yapılması gerekiyor. Sanayi altyapısının güçlendirilmesi, süt işleme kapasitesinin artırılması ve daha verimli işleme yöntemlerinin kullanılması, sektörü daha sürdürülebilir hale getirebilir.

Sonuç olarak, koyun-keçi ırklarının ıslahı, süt verimliliğini artırma ve sanayiye aktarılma süreçlerinin geliştirilmesi, bu sektörde önemli bir dönüşüm sağlayabilir. Bu konuda alınacak tedbirler, hem üreticilerin hem de sanayicilerin daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde çalışmasını sağlayacaktır.

 

Hellim üreticileri, PDO tescili sürecinde yaşadığı en büyük zorluklar nelerdir?

Sizin belirttiğiniz koyun sütü miktarı ve motive eksikliği, gerçekten de sektörün karşılaştığı büyük zorluklardan biri. Koyun sütü miktarının yetersizliği, sürdürülebilir üretim açısından ciddi bir engel oluşturuyor ve üreticilerin bu konuda daha verimli hale gelmesi için ıslah çalışmaları ile birlikte desteklerin artırılması gerektiği kesin. Ancak, asıl dikkat çekici nokta motive eksikliği. Avrupa Birliği’ne hellim satma süreci, üreticiler için bir hedef olmalı, ancak bu sürecin arkasındaki beklenti ve sonuçlar da oldukça önemlidir.

Bir sertifika alıp, bunun ardından hiçbir işe yaramadığını görmek, üreticiyi hayal kırıklığına uğratabilir ve motivasyon kaybına neden olabilir. Eğer hellim üreticisi Avrupa Birliği’ne hellim gönderme umuduyla bir sürece girmişse ve süreç sonunda bu hedefe ulaşmakta zorluk çekiyorsa, bu üreticinin motivasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir. Ancak dediğiniz gibi, hellim ihraç edebilmek, üreticilerin hem maddi hem de manevi anlamda motive olmalarını sağlayacak bir adım olacaktır.

Eğer hellim Avrupa Birliği’ne ihraç edilirse, bu sadece hellim üreticilerinin motivasyonunu artırmakla kalmaz, aynı zamanda koyun-keçi sütü üretiminin gerçek fiyatlarla alıcı bulmasını ve daha fazla sütün sanayiye aktarılmasını da sağlar. Pazarın genişlemesi, üreticilerin daha fazla süt üretmeye yönelik çabalarını artırır ve bu da sektördeki genel verimliliği yükseltir.

Adım atılması ve bu sürecin her iki taraf—hem hellim üreticisi hem de süt üreticisi—tarafından somut bir şekilde görülmesi çok önemli. Bu, sektördeki tüm aktörleri daha güçlü bir şekilde motive eder ve onları başarıya götürür. Hem moral hem de ekonomik açıdan olumlu bir dönüşüm sağlar.

Avrupa Birliği’ne hellim ihracatının gerçekleşmesi, sektörün tamamında önemli bir ivme yaratacak ve üreticilerin hem motivasyonunu hem de süt üretiminin verimliliğini artıracaktır.

 

Küçükbaş hayvancılığın geliştirilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için önerileriniz nelerdir?

Verimi düşük olan hayvanların sürüden çıkarılması ve sadece yüksek verimliliğe sahip olanların üretim sürecine dâhil edilmesi, sürdürülebilir ve verimli bir üretim için çok kritik bir adımdır. Bu tür selektif ıslah, genetik olarak daha verimli, sağlıklı ve dayanıklı hayvanların ortaya çıkmasını sağlar, böylece daha fazla süt ve et üretimi sağlanabilir.

Ayrıca, koyun-keçi sütü denildiğinde, aslında sadece süt değil, koyun-keçi etinin de önemli olduğunu vurgulamanız da çok anlamlı. Gerçekten de, ırkların üç ana kategoride sınıflandırılması, üretim sürecini daha iyi anlamamıza yardımcı olur:

  1. Sütçü ırklar: Bu tür hayvanlar, yedikleri yemi daha fazla süte dönüştürür ancak daha az et üretir. Süt verimliliği ön planda olan ırklar, sürdürülebilir süt üretimi için ideal olabilir.
  2. Etçil ırklar: Bu hayvanlar, yedikleri yemi daha fazla ete dönüştürür, fakat süt verimlilikleri daha düşüktür.
  3. Kombine ırklar: Hem süt hem de et üretimi yapan ırklardır ve bu tip hayvanlar her iki alanda da dengeyi sağlamak amacıyla seçilir.

Ancak, ülkemizde süte ağırlık verilmesi ve et üretiminde yaşanan açığı göz önünde bulundurduğumuzda, gerçekten de büyük bir et üretim sıkıntısı yaşandığı söylenebilir. Bu kaosun önüne geçmek için, önerdiğiniz gibi, Süt Kurumu’nun sadece sütle değil, aynı zamanda et üretimiyle de ilgilenen bir yapı olarak yeniden dizayn edilmesi çok mantıklı. Bu şekilde, et tarafına da sahip çıkılabilir, et üretiminde yaşanan eksiklikler ve kaoslar ortadan kaldırılabilir. Süt ve Et Kurumu adı altında birleşik bir yapı, her iki sektörü de daha uyumlu bir şekilde yönlendirebilir ve sektörlerin birbirini tamamlamasını sağlar.

Et ve süt üretiminin entegre bir şekilde yönetilmesi, özellikle çiftliklerin her iki alanda da verimli olmasını sağlayarak, üreticiye daha fazla gelir elde etme imkânı sunar ve koyun-keçi etinin üretiminin artmasını sağlar. Böylece, hem süt hem de et sektörü birbirini destekleyerek, daha sürdürülebilir ve karlı bir hayvancılık sektörü oluşturulabilir.

Islah çalışmaları, seleksiyon yöntemi ve entegre bir kurum yapısı ile hem süt hem de et üretiminde yaşanan açıkların giderilmesi mümkündür. Bu alandaki stratejik adımlar, ülke genelinde verimliliği artırarak, her iki sektörü de büyütebilir.

 

Diğer Haberler