DP Genel Sekreteri ve Girne Milletvekili Serhat Akpınar, Girne–Taşucu hattında yaşanan deniz faciasının ardından deniz güvenliği konusunda kapsamlı önlemler alınması çağrısında bulundu. Akpınar, deniz güvenliği ve deniz bilincinin kalıcı bir devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini belirterek, “Bundan sonra aynı ölçüde şansa güvenme hakkımız yok” dedi.
Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri ve Girne Milletvekili Serhat Akpınar, Girne–Taşucu hattının yaklaşık batimetrik görünümünün, deniz faciasının çok daha ağır sonuçlanabileceğini ortaya koyduğunu ifade etti.
Akpınar’ın açıklaması şöyle:
Denizle Çevrili Bir Ülke Olmak Yetmez, Denizle Yaşamayı Öğrenmeliyiz
Girne–Taşucu hattının batimetrik görünümü, yaşadığımız deniz faciasının görünen yüzünün ötesinde karşı karşıya bulunduğumuz çok daha büyük tehlikeyi de ortaya koymaktadır.
Paylaşılan yaklaşık batimetrik profile göre Girne açıklarında deniz tabanı kıyıdan uzaklaşıldıkça çok hızlı biçimde derinleşiyor, yaklaşık 4 deniz mili, yani 7,4 kilometre açıkta derinlik 600 metreyi aşıyor, güzergahın orta kesimlerinde ise 1.000 metre seviyelerine yaklaşıyor.
Bu veriler kesin enkaz koordinatlarını gösteren resmi bir seyir haritası değildir. Ancak bize son derece önemli bir gerçeği anlatmaktadır., Facianın yalnızca 3–4 kilometre daha açıkta ve daha derin bir bölgede gerçekleşmesi halinde arama-kurtarma faaliyetleri çok daha zorlaşabilir, müdahale süresi uzayabilir ve karşılaşacağımız can kaybı çok daha ağır olabilirdi. Yaşadığımız acıyı ve kaybettiğimiz insanlarımızı asla küçümsemeden ifade etmeliyiz ki ülkemiz, çok daha büyük bir toplumsal facianın eşiğinden dönmüştür. Bu olay bir uyarıdır, bundan sonra aynı ölçüde şansa güvenme hakkımız yok.
Kuzey Kıbrıs’ın kıyı uzunluğu kullanılan ölçüm yöntemine göre farklı rakamlarla ifade edilmektedir. Yaygın kaynaklarda yaklaşık 396 kilometre, daha ayrıntılı bazı kıyı ölçümlerinde ise 420 kilometrenin üzerinde gösterilmektedir. Ölçüm farklılığı ne olursa olsun, yüzlerce kilometrelik sahil şeridine sahip bir ada ülkesi olduğumuz tartışmasızdır.
Ancak Bizler toplum olarak,
* Denizlerimizin derinlik yapısını,
* Akıntılarını ve meteorolojik özelliklerini,
* Biyolojik çeşitliliğini ve korunması gereken yaşam alanlarını,
* Deniz ulaşımındaki tehlikeleri,
* Arama-kurtarma kapasitemizi,
* Güvenli yüzme, yelken, dalış ve su sporları kültürünü,
* Sürdürülebilir ve bilinçli balıkçılığı
yeterince bilmiyor ve günlük yaşamımızın bir parçası haline getiremiyoruz.
Denizlerimizden ulaşım, spor, turizm, balıkçılık, bilimsel araştırma ve yaşam konforu bakımından yararlanıyoruz, fakat henüz denizi bütün yönleriyle tanıyan ve denizle yaşayan bir toplum olduğumuzu söyleyemeyiz. Artık bu facianın ardından sorumluları ve ihmalleri tartışmakla yetinmemeliyiz. Deniz güvenliğini, deniz kültürünü ve deniz bilincini kalıcı bir devlet politikası haline getirmeliyiz. Bunun için de ,
* Kuzey Kıbrıs kıyıları ve deniz yetki alanlarına ilişkin ayrıntılı batimetrik haritalar hazırlanmalı ve erişilebilir hale getirilmelidir.
* Deniz ambulansı, hızlı müdahale ve arama-kurtarma gemileri ile insansız hava ve deniz araçlarından oluşan sürekli bir müdahale sistemi kurulmalıdır.
* Derin deniz aramalarında kullanılabilecek sonar, ROV ve robotik sistemler için Türkiye ile müşterek kapasite oluşturulmalıdır.
* Limanlarımızdaki denetim, yolcu manifestosu, gemi yeterliliği ve mürettebat eğitimi dijital ve bağımsız biçimde izlenmelidir.
* Okullarımızdan başlayarak yüzme, ilk yardım, deniz güvenliği ve deniz ekolojisi eğitimi yaygınlaştırılmalıdır.
* Üniversitelerimizin katkısıyla bir Kuzey Kıbrıs Deniz Araştırmaları ve Güvenliği Merkezi kurulmalıdır.
* Balıkçılık, su sporları, çevre koruma ve deniz turizmi ortak bir “Mavi Vatan ve Deniz Yaşamı Stratejisi” içerisinde ele alınmalıdır.
Ada ülkesi olmak sadece denizlerle çevrili olmak anlamına gelmemelidir. Ada ülkesi olmak, denizi tanımak, ona saygı duymak, onun sunduğu imkanlardan bilinçli biçimde yararlanmak ve tehlikelerine karşı her an hazırlıklı olmaktır.
Yaşadığımız bu büyük acıyı, denizlerimizle ilişkimizde yeni bir toplumsal bilincin başlangıcına dönüştürmek zorundayız.
Denizlerimizi sadece uzaktan seyreden değil, tanıyan, koruyan, yaşayan ve gerektiğinde insanını kurtarabilecek güce sahip bir toplum olmalıyız.






















