Araştırmacı-yazar Mete Hatay, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, Birleşmiş Milletler’in (BM) Kıbrıs dosyasındaki son dönemde değişen yaklaşımına dikkat çekerek, son haftalarda verilen mesajların son iki yıldaki düşük profilli diplomasi döneminden belirgin şekilde ayrıldığını ifade etti.
Hatay, son iki yılda BM’nin Kıbrıs’taki tutumunun öngörülebilir olduğunu belirterek, kapsamlı çözüm girişimleri yerine kapılar, güven artırıcı önlemler ve sınırlı temaslarla sürecin sürdürüldüğünü söyledi. BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in altı ayda bir adaya gelerek temaslarda bulunduğunu, bu süreçte BM’nin yalnızca “sahadayım” mesajı verdiğini kaydetti.
Hatay’ın açıklaması şöyle:
Son iki yıldır BM’nin Kıbrıs dosyasındaki tavrı oldukça öngörülebilirdi. Büyük çözüm planları yerine kapılar, güven artırıcı önlemler ve tarafların nabzını tutan sınırlı girişimler… Holguín altı ayda bir adaya uğruyor, birkaç temas yapıyor, BM de “buradayım” mesajı veriyordu. Bu arada Good Offices küçülüyor, personel azalıyor, UNFICYP’in bütçesi kısılıyor. Kısacası kimse perde arkasında büyük bir diplomatik hazırlık yürütüldüğü izlenimine kapılmıyordu.
Hatta yaygın kanaat, BM’nin Kıbrıs Cumhuriyeti AB Dönem Başkanlığı’nın bitmesini ve iç siyasi takvimini beklediği yönündeydi.
Fakat son ziyaret yeni bir dönemin kapılarını araladı sanki.
Bir anda daha imalı açıklamalar, basına sızan 5+1 toplantısı hazırlıkları, bazı gazetecilere anlatıldığı iddia edilen yeni çözüm çerçeveleri… Birkaç hafta öncesine kadar durağan görünen dosyada sanki biri ansızın ışıkları açtı.
Ardından her zamanki refleksler devreye girdi. Herkes duyduklarını biraz kendi gönlünden geçenlerle harmanladı. Ortalık birbirinden iddialı analizlerle doldu. Kimileri yıllardır beklediği çözüm modelini satır aralarında buldu, kimileri ise en kötü senaryoların çoktan devreye girdiğine hükmetti. Korku senaryoları da fazla beklemeden kamuoyunu kapladı.
Oysa henüz elimizde doğrulanmış bilgi çok sınırlı.
Peki ne değişti?
Guterres’in görev süresinin bitmesine birkaç ay kaldı. Belki de Kıbrıs dosyasında tamamen sessiz geçen bir dönemin ardından masaya en azından yeni bir siyasi miras bırakmak istiyor. Belki bölgedeki jeopolitik dengeler -Gazze, İran, Doğu Akdeniz, Avrupa’nın güvenlik arayışları- Kıbrıs’ı yeniden uluslararası gündeme taşıdı. Belki de BM, AB’nin Kıbrıs dosyasını tamamen sahiplenmesini beklemek yerine yeniden inisiyatif almak istiyor.
Ya da gerçekten son aylarda kamuoyunun görmediği yoğun bir diplomasi yürütüldü.
Henüz bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir şey var: Son birkaç haftadır verilen mesajlar, son iki yılın düşük profilli diplomasisinden belirgin biçimde farklı.
Şimdi yapılması gereken, korkularla ya da temennilerle boşlukları doldurmak değil; biraz sabırla sürecin gerçekten hangi yöne evrildiğini görmek. Çünkü Kıbrıs’ta çoğu zaman ilk konuşulanlar değil, birkaç ay sonra masada kalanlar belirleyici olur.





















