Meydan Kıbrıs
Köşe YazılarıManşetMehmet Hasgüler

Mehmet Hasgüler: Keşke tek sorunumuz karma oy olsa

MEYDANKIBRIS

Ülkemiz yine bir seçime gidiyor. Şu sıralarda en çok konuşulan konu karma oyun yarattığı ahlaki sorunlarla ilgili önlem alınması. Bunun iyi mi kötü mü olduğunu seçimlerden sonra daha net göreceğiz. Ancak karma oya yapılan müdahale çürümüş siyaset sistemini tek başına düzeltemez. Bunun için sistemin temelinde değişiklikler yapmak zorundayız.

Her şeyden önce, 1976’dan (ve 1983’ten) beri sürdürülen siyasal sistem çöktüğü halde sorunu küçük müdahalelerle, seçimden seçime hükümetteki partiyi değiştirerek çözmeye çalışıyoruz. Halbuki sistem tartışması yaparken sadece seçim sistemini değil hükümet etme şeklini de konuşmamız lazım.

Yasama ve yürütme ilişkilerine şöyle bir baktığımızda bile sistemin garabetini görebiliriz. Örneğin cumhurbaşkanlarını halk seçerken başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi kurulması daha akıllıca olmaz mı? Milletvekilleri sözde yasama görevini yapmaları için seçiliyor ama hepsi kendisini muhtemel bakan olarak görüyor. Partilerin kurultay zamanlarında da genel başkanlar milletvekillerini bakanlık vaadiyle istediği gibi yönlendirebiliyor. Her şeyden önce siyaseti bu hastalıktan arındırmak, milletvekili seçilmeyi bakanlığa giden yolun ilk adımı olmaktan kurtarmak lazım. Bu âdet siyasal sistemimiz açısından karma oy yozlaşmasından çok daha tehlikeli bir noktaya gelmiş durumdadır.

Hele Meclise seçilen milletvekillerine süre sınırı konulmamış olması demokrasi ve katılımcılık açısından en büyük güvenlik açığıdır. Ne demek bu? Adam vekil seçiliyor. Sonsuza kadar milletvekili kalmak istiyor. Yani meclisin demirbaşı haline geliyor. Bu da vekil ağalarının türemesine yol açıyor. Bu konu Karma oy kadar milli sorun değil mi? Oysa aday olma şartına 3 dönem kuralı  getirilse bu alandaki yozlaşmanın da önüne geçilmiş olacaktır.

Vatandaşın yasama görevi için seçtiği herkes yürütmeye kapak atmak, yani bakan olmak istediği için Meclis de görevini doğru düzgün yapamıyor, geçmesi gereken bir sürü yasa geçmiyor. Böyle bir durumda Kıbrıs Türk halkının iradesi Meclis’e doğru yansıyor denilebilir mi?

Kanaatimce ülkemiz için en iyisi yarı başkanlık ya da buna yakın bir model üretmektir. Meclis seçimlerinden sonra en çok oyu alan ve hükümeti kuracak kişi başbakan olurken, bakanlar kurulu dışarıdan işin ehli insanlar arasından atanmalıdır. Bu durum, partizanlık anlayışından uzaklaşmayı getireceği gibi bakanlıkların daha profesyonel hale gelmesinin de önünü açacaktır. Ayrıca asıl derdi siyaset yapmak değil bakanlık kapmak olan pek çok lüzumsuz kişinin siyasi arenadan uzaklaşması da pozitif etki yapacak ve milletvekillerinin kalitesini yükselterek yasama görevini daha sağlam bir şekilde yapmalarını sağlayacaktır.

Gerçi siyasi partilerin bu konuda değişiklik yapmaya gönüllü olacağını hiç sanmıyorum. Zira hepsi bakan olma sevdalılarının ya da bu kişilerin çevresindeki “bakancıların” mahalle baskısı altındadır.

Bakanların milletvekilleri arasından seçilmesinin sonuçlarını 52 yıldır yaşıyoruz. Bir şekilde bakanlık makamına kapağı atanlar her şeyden önce gelecek seçimi düşündüğü için icraatta ister istemez falso veriyorlar. Eğer bakanlar Meclis dışındaki liyakat sahibi kişiler arasından atansa bu kişiler üzerinde siyasi baskı kurulması da zor olacaktır. Böylece yalnızca icraatlarına yoğunlaşabilirler. Daha da önemlisi, herhangi bir patron siyasi bagajı olmayan bir bakana yanlış bir iş de yaptıramaz. Bunu sakın yabana atmayın. Bazı patronların sözünden çıkmayan ve onların istediği her şeyi yaparak siyasi ikbalini garantiye alan çok bakan gördük, görmeye de devam ediyoruz.

Bu söylediklerim ağır gelebilir ama eğer sistemin yozlaşmasını eleştirirken samimiysek bunları da konuşmak zorundayız.  Tamam, karma oyun yarattığı yozlaşma da önemlidir ama bunun etkisinin beş yılda bir yapılan seçimlerle sınırlı olduğunu, asıl yozlaşmanın hükümet etme şekliyle ve yasama-yürütme ilişkisindeki garabetle ilgili olduğunu da aklımızdan çıkarmayalım.

 

 

Diğer Haberler