Avukat Tacan Reynar, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, son dönemdeki okul tüzük değişikliği ile ilgili tartışmaları değerlendirdi. Reynar, 18 yaş altındaki çocuklara dini semboller yüklenerek eğitim verilmesinin karşısında olduğunu belirtti. Reynar “Kamusal alanda, kamusala dayatmanın bir anlamı yok. Hele de konu çocuklar olunca” ifadelerini kullandı.
Reynar’ın paylaşımı şöyle:
ÇOCUKLARA BAŞÖRTÜSÜ: BAĞLI OLDUĞUMUZ AİHM NE DİYOR ?
Yüksek dozda bilgi kirliliği yaratılarak ve siyasilerin de bunu fırsat kollayıp hiçbir derinliği olmayan açıklamalarıyla geçiştirdikleri son okul tüzük değişikliği elbette kabul edilemez.
Bir hukukçu olarak da beni ilk başta ilgilendiren hak ve hürriyetler bağlamında bu sorunun (veya yaratılmak istenen sorunun) karşılığının ne olduğunu bulmaktır.
Bugün insan hak ve hürriyetlerinin geldiği nokta bundan 50 yıl öncesiyle de kıyaslanamaz.
Sosyal medyada yapılan tartışmalar, ailenin çocuğunu istediği gibi yetiştirme hakkı ve sanki bunun karşıtıymış gibi “laiklik” zemini üzerinden yapılıyor.
Bu gibi tartışmalarla biz toplum olarak yeni yüzleşiyoruz. Ancak dünyaya yüzümüzü dönüp baktığımızda durumun bu olmadığı görüyoruz ve halihazırda bazı ülkelerde bu sorunların ciddi oranda aşıldığı bir hukuki düzen de oluşmuş durumda.
Konuyu çok fazla saptırmadan ve bu konuda demagoji yapmayı siyasi uzmanlarına bırakarak,
AİHM’nin bu konuda verdiği son karara değinelim.
AİHM geçtiğimiz yılın (2024) Mayıs ayında okullarda dini sembollerin kullanımı ile ilgili önemli bir karar verdi.
2001-2004 yıllarında doğan ve Maasmechelen’de yaşayan 3 Müslüman Belçika vatandaşının, Flaman bölgesindeki ortaokullarda uygulanan başörtüsü yasağına karşı yaptığı itiraz için kararını verdi ve oy çokluğuyla “başvurunun kabul edilemez olduğuna” hükmetti.
Mahkeme ulusal üst mahkeme kararının, “düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü” ihlal etmediğini açıkladı.
(Mikyas and Others v. Belgium /application no. 50681/20)
Bu da demektir ki AİHM bu tartışmadaki tutumunu netleştirmiştir.
Daha önceki kararlarında da benzer tutum sergilemiştir. Örneğin,
“Mahkeme ayrıca Fransa’da, Türkiye’de veya İsviçre’de olduğu gibi laikliğin anayasal bir ilke ve tüm nüfusun bağlı olduğu ve özellikle okullarda korunmasının birincil öneme sahip göründüğü, Cumhuriyet’in kurucu ilkesi olduğunu kaydeder. Mahkeme, bu ilkeye saygı göstermeyen bir tutumun, kişinin dinini açıklama özgürlüğü kapsamında kabul edilmeyeceğini ve Sözleşme’nin 9. maddesinin korumasından yararlanmayacağını yineler” demiştir. (Dogru v. France (App no. 27058/05);
benzer kararlarda da “Mahkeme bu konuda daha önce, öğrencilere dini semboller takılmasına ilişkin bir YASAĞIN, çoğulculuğa ve başkalarının özgürlüğüne saygı gösterirken her türlü dışlama ve baskıdan kaçınma endişesine tam olarak yanıt verebileceğini belirtmiştir.” (bkz:Dogru kararı)
Bizim toplum olarak özgürlüklere bakışımız ve tutumumuz yaklaşan seçimlere, bürokratların AKP ile kankanlığına ya da bazı odakların toplumu “yeterince müslüman” görmediğine göre şekillenemez.
Böyle kaygıları olanlar, Kıbrıslı Türkler üzerinde uzun zamandır devam eden yobazlaştırma harekâtının temsilcisileridir, bunları doğru okumakta fayda var.
İnanç özgürlüğünü 18 yaş altındaki çocukların başörtüsü takması üzerinden konumlandırmaya çalışmak ancak softa şaşırtmasıdır, niyet bozmasıdır. Her ailenin kendi çocuğuna ÖZGÜRCE din ve ahlak bilgisi vermeye hakkı var. Ancak bunu kamusal alanda, kamusala dayatmanın bir anlamı yok. Hele de konu çocuklar olunca.
Yetişkin bir bireyin başörtüsü, haç takması, her türlü dini sembolün kullanılması, istediği gibi giyinip istediği hayatı yaşamasından tarafım, 18 yaş altı çocuklara yetişkinlerin belirlediği inançları üzerinden dini semboller yüklenerek kamusal alanda eğitime gönderilmesi taraftarı değilim.





















